Andrea Nahles, Pazar günü yapılan olağanüstü kongrede Almanya’da Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) genel başkanlığa seçildi. Böylelikle 155 yıllık partinin ilk kadın lideri oldu.

Partinin eski lideri Martin Schulz oyların yüzde 100’ünü alarak SPD’nin başkanlığına seçilmisti. Nahles ise yüzde 66 oyla liderliğe oturabildi. Bu durum parti üyeleri ve analistlerin beklediği oranın çok altında.

Nahles siyasette deneyimli bir isim. Gençlik yıllarından itibaren hayli aktif. Almanya’’nın Eifel bölgesinde doğan siyasetci yaşadığı yerde 18 yaşında ilk SPD örgütünü kuran kişi.

İşçi bir ailenin çocuğu. Başarılı ve hırslı bir kişilik. Lise eğitiminin ardindan Bonn Üniversitesi’nde politika, felsefe ve Alman çalışmaları bölümünde eğitimine devam etti. Doktorasını da Alman dili ve edebiyati alanında yaptı . Çevresindekiler onu iş bitirici, girişken bir kişilik olarak tanımlıyor.

1995 yılında SPD’nin gençlik örgütü Genç Sosyalistler’in (Jusos) lideri oldu. Sivri dilli ve düşündüğünü söylemekten çekinmeyen Nahles, 98’li yıllarda başbakanlık koltuğunda oturan Gerhard Schroder’in sosyal devleti küçülten politikalarını eleştirmekten geri durmadı.

2013 yılında CDU/CSU-SPD koalisyonunda Almanya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yaptı. Bu dönemdeki asgari ücret düzenlemesi, 63 yaşında erken emeklilik gibi uygulamalar ile Sosyal ve Hristiyan Demokratların güvenini kazandı.

Bugün SPD’nin başına gelmesi tesadüf değil elbette. Hrıstiyan Birlik Partileri, Yeşiller ile Hür Demokrat Parti arasındaki koalisyon görüşmelerinin başarısız olmasının ardından büyük koalisyonun kurulmasında Nahles’in rolü inkar edilemez. Siyasi gözlemciler bu dönemde Nahles’in partinin gizli lideri olduğuna işaret etmişti. Nitekim yanılmadılar. Ayrıca Nahles’in parti içindeki farklı kanatları da biraraya getireceği ümit ediliyor.

PARTİ, SOSYAL DEMOKRAT DEĞERLERE DAHA BAĞLI OLACAK

Nahles Pazar günkü konuşmasında partinin sosyal demokrat geleneğin temel prensiplerine geri döneceğine işaret etti. Öncellikle işçilerin çıkarlarını koruyacaklarına söz verdi. Bu konudaki hassasiyetini gençliğinden bu yana koruduğunu söylemek mümkün. Bunda işçi bir ailenin çocuğu olmasının etkisi elbette yadsınamaz. Ayrıca “Dijital Kapitalism” ile mücadele edeceklerini de söyledi. Özellikle Internet platformlarının tekelleşmeye başladığına dikkat çekti. Bununla ilgili neler yapabileceğini zaman gösterecek.

HALKIN DESTEĞINE İHTİYACI VAR

Parti tabanıyla da ilişkileri gayet iyi. Ancak halktan yeteri kadar destek gördüğünü söylemek mümkün değil.

Alman televizyon kanalı ARD’nin kamuoyu araştırma enstitüsü Infratest Dimap’a yaptırdığı ankete katılanların yüzde 47’si Nahles’in partiyi birleştirebileceğine inanmıyor. Sadece her üç kişiden biri Nahles’in SPD’yi güçlendirebileceği görüşünde. Ankete göre bugün bir seçim olsa SPD oyların yüzde 17’sini alır. Eylüldeki genel seçimde parti yüzde 20.5 oy almıştı. Buna rağmen kendine güveni tam. Alman haber ajansı DPA’ya yaptığı açıklamada herşeyin üstesinden gelebileceğini söylüyor.

Nahles lise yıllığına birgün ya ev hanımı ya da şansölye olmak istediğini yazmış… Siyasette başarılı adımlarla ilerliyor. Almanya Şansölyesi olur mu, göreceğiz…

Şimdilik yalnız bir kadın. 2010 yılında evlendiği sanat tarihçisi Marcus Frings’ten 2016’da ayrıldı. Bir kızı var.