Düşük faizin bir gelişmişlik göstergesi olduğu genel kabul gören bir ekonomi anlayışıdır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın düşük faiz istemesinden daha doğal bir şey olamaz. Sonuna kadar bu talebinde haklıdır. Dolayısı ile Erdoğan’ın faiz karşıtlığına ne iş dünyasından ne de tamamen kontrol altına aldığı medyasından aleyhte hiç ses çıkmıyor. İslam da riba anlamındaki faize hiç sıcak bakmıyor. Muhafazakar bir tabanınız ve dindar bir söyleminiz de varsa bu topraklarda faiz düşmanlığının bir karşılığı da var. Buraya kadar her şey doğru. Ancak birileri Erdoğan’a faizin bir sebep değil bir sonuç olduğunu ve siyasi iktidarın yaptıklarının ve yapamadıklarının bir neticesi olduğunu anlatmak zorunda.

Dövizdeki tırmanışın önemli sebeplerinden birini Erdoğan’ın söylemleri oluşturuyor. Daha dün yine dövizin ateşini yükselten söylemine devam etti. İngiltere’de Bloomberg TV’ye verdiği röportajda spikerin ‘faizi seçimden sonra indireceğiz diyorsunuz neden şimdi indirmiyorsunuz?’ sorusuna “Seçimden sonra tam başkanlık yetkisi ile bunuyapabiliriz” cevabını verdi ve Dolar 4,39’a Euro 5,23’e fırladı.

Erdoğan’ın diplomatik üslup içermeyen söylemleri maalesef reel ekonomi zemini ile uyuşmuyor. Söylemden kastım şu. Örneğin mezkur soruya şöyle bir cevap verseydi: “Ben prensip olarak faizlerin düşük olmasından yanayım, ancak faiz piyasa şartlarında belirlenir. Merkez Bankası’nın kararlarına saygılıyım.” Zannediyorum piyasalar bunu anlayışla karşılardı. İktidarın MB ile bir problemi varsa bunu piyasa duymak istemiyor, kapalı kapılar ardında ne yaparlarsa yapsınlar. Ancak Erdoğan MB’nı yok sayacak bir şekilde konuşunca zaten kırılgan bir ekonomide çarşı dünkü gibi karışıyor.

Erdoğan’ın Merkez Bankası ile arası faizler aşağı değil yukarı gitmeye başladığı dönemden itibaren hiç iyi olmadı. Hatta “yüksek faiz vatan hainliğidir” diyerek dönemin Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’ya yüklendiği olmuştu. Mevcut MB yönetimini yine ‘arkamdan iş çeviriyorlar’ diyerek suçlamıştı.

Merkez Bankası ile Saray arasında faiz oranları sebebi ile tam bir ‘maskeli balo’ durumu var. Faizleri artırdığını bile söyleyemiyor. Repo faizi ile uygulanan faiz arasındaki makas yüzde 5 civarında. İronik bir dille söyleyecek olursak ekselansları faizleri yüzde 8 zannediyor ama gerçek faiz 13,5. Bu ikircikli yapı Merkez Bankası’nın özerkliğine gölge düşürdüğü gibi kurumun piyasalar üzerinde de inandırıcılığına büyük zarar veriyor. Geçenlerde MB eski Başkanı Durmuş Yılmaz’ın bu konuda çok önemli uyarıları olmuştu.

Kötü gidişat için günah keçisi arayan Erdoğan kitlesine şöyle bir imaj veriyor. Sanki MB’nın elinde faizleri düşürecek her türlü imkan var ama bunu yapmıyor.

Acaba öyle mi?

Merkez Bankası neticede Türk parasının değerini korumakla görevli bir kamu kurumu. Bu sebeple faizleri artırmakta isteksiz davranması anlaşılabilir. Zira Faizleri artırarak enflasyonun da dövizinde artışının önünü açtığı gibi bu görünüme meşruiyet vermiş oluyor. Ancak yukarıda söylediğimiz gibi faiz oranları bir sonuç. Eğer Türkiye para çıkışını önlemek ve taze sıcak para girişini sağlamak istiyorsa bu kısır döngü içinde reel faizi cazip kılması lazım. Önceki bütün faiz artışlarındaki temel dinamik bu idi. Faiz cazip olmazsa para kaçar ve kaçıyor. Faizlerin düşmesi ilkesel olarak iyidir ama her durumda iyi değildir.

Faizlerin ve enflasyonun yüksek seyretmesi iç ekonomide yavaşlamaya sebep olur. AKP iktidarı bunu göze alamıyor. Ekonomi soğursa bu sefer reel sektördeki kriz patlayacak. Ancak durdurulamayan döviz diğer ekonomi faktörlerinin önüne geçti. Tam bir aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık durumu.