OHAL’de para kaçırma ve o tehdit

Merkez Bankası ve siyasi otorite bir süredir boşta giden arabaya gaz veriyor. Motordan kulakları tırmalayan bir ses gelsede arabanın hızı yükselmiyor düşüyor.

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bazı işadamlarının varlıklarını yurt dışına çıkardığı tezviratları yapılıyor. Her kim işini, ticaretini, yatırımlarını büyütmek, geliştirmek, yaygınlaştırmak için değil de para kaçırmak için böyle bir yola tevessül ediyorsa kimse kusura bakmasın onu da affetmeyiz.” cümlelerle yine isim vermeden bazı iş adamlarını yurt dışına para kaçırmakla suçladı.

Erdoğan’ın yurt dışına para çıkaranlarla ilgili problemi yeni değil. Kısa zaman aralıklarıyla konuyu üçüncü kez gündeme getirdi. Sözleri pek dikkate alınmamış olacak ki daha ağır konuştu, “Para kaçıranlar” dedi.

Yasa dışı yollarla ve vergisi ödenmemiş para çıkışı varsa bunu Erdoğan’ın gündeme getirmesine gerek yok. Maliye derhal takibat başlatmalı. Yok eğer kastettiği sermayesini normal kanallarla yurt dışına çıkartan iş adamları ise ortada büyük bir sorun var. Çünkü Türkiye’ye para kuralına göre girdiği gibi kuralına göre de çıkar. Bu suç değildir. Para çıkarken mazeret beyan etmek zorunda bile değil. Ama OHAL’in de arkasına sığınarak iş adamlarının kazançlarına ipotek koymaya çalışıyorsa bunu hangi yasal gerekçeye dayandırdığını izah etmek zorunda.

Erdoğan’ın pratikte bu sözlerinin bir karşılığının olup olmayacağını yaşayarak göreceğiz. Sermayenin yurt dışına çıkışının engellenmesi ilk planda birilerinin kulağına hoş gelse de bunun gelecek sermayeyi ürküteceği ortada. Erdoğan bu sebeple olacak daha önce savurduğu tehditleri bir gün sonra düzeltme ihtiyacı hissetmişti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın önceki gün faizleri yükseltmesinden anlaşıldığı üzere enflasyon-döviz-faiz üçgeninde dalgalanma bir türlü durdurulamıyor. Bırakın yabancı sermayeyi yerli sermaye bile Türkiye’yi güvenilir bir liman görmüyor. Büyük sermaye gruplarının bankalarla kredi borçlarını yeniden yapılandırma yarışına girmesi yangının tüm binayı sardığının acı bir kanıtı. Tecrübeler bir adım sonrasında iflasların takip edeceğini söylüyor. Muazzam bir başarı hikayesi olan Acun Ilıcalı da borç yapılandırması isteyenler kervanına katıldı. Herşeyi bir kenera bırakıp iyimser gözlüğünü taksak dengeleri zorlama ile elde edilmiş büyüme rakamının dışında sayacağımız bir gelişme yok. Böyle bir süreçte ekonomiyi OHAL yöntemleri ile rayına oturtacağını düşünen bir zihniyetin siyasete egemen olmaya başladığını görüyoruz. Halbuki polisiye tedbirlet sorunu hafifletmek yerine daha kronik hale getiriyor. Türkiye’nin yurt dışındaki altınlarını ülkeye getirmesi ekonomimin içe kapanacağını gösteren bir hamle olarak okundu.
Piyasalarda Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması halinde dizginleri tam ele alacağı ve OHAL’i hemen kaldıracağı gibi bir söylenti var. Ancak sorunlar birebir OHAL ile bağlantılı olmadığı için böyle bir hamlenin kışı bahara çevirme ihtimali zayıf.

Hükümetin elini zayıflatan başlıklardan birisi ticaret savaşlarının konuşulduğu küresel piyasalarda gidişatın kötü olması. Dışarıdaki gelişmeler içerideki önlemleri bir çırpıda etkisiz kılabiliyor.

Evet gerek MB, gerekse siyasi otorite bir süredir boşta giden arabaya gaz veriyor. Motordan kulakları tırmalayan bir ses gelse de arabanın hızı yükselmiyor düşüyor.